Tarih

KARACASU’NUN TARİHÇESİ

Derinin, demirin, hamurun, çamurun ve mermerin hayat bulduğu ilçe Karacasu… Karacasu hemen her yerde, her platformda bu sloganını kullanmaktadır. Bu slogan bölgenin ekonomik faaliyetlerini, yöresel zenginliklerini özetlemektedir. Çamurun hayat bulduğu çömlekçilik, deriyi işleyen tabakhanecilik, demirin bıçak, balta, orak olduğu demircilik, hamurun lezzet bulduğu pidecilik en önemli yöresel ekonomik faaliyetlerimizdir.
İlçe, Menderes Ovası’na açılan Dandalaz Vadisi’nde, Karıncalıdağ’ın eteklerinde yer alır. 6000 yıllık tarihi olan ilçemizin Belediyesi 1867 tarihinde oluşturulmuştur. Yukarıda saydığımız faaliyetlerin yanı sıra ilçemizde, tarım da önemli bir ekonomik koldur. Tarım ürünü olarak elma, zeytin, tütün ve nar bolca yetiştirilir. İlçemizde kalitesi yüksek ve içinde yabancı madde barındırmayan zeytinyağı da son yıllarda bolca üretimi yapılan bir ürün olmuştur. İlçemizdeki tarımın dikkat çekici önemli bir özelliği tarım ürünlerinin doğal kaynak sularıyla ve fazla zirai ilaç kullanılmadan yetiştirilmesidir.

Karacasu Doğu Menteşe dağlarından olan Karıncalı dağın kuzey doğu eteğinde kurulmuş şirin bir ilçedir. Önceleri Karya (Karia) sınırları içinde kalan bölgenin Afrodisias’ta yapılan kazılarda ortaya çıkan buluntular ışığında ilk yerleşimlerinin Geç Neolitik döneme kadar indiği bilin­mektedir. Bölge; zamanla çeşitli devletlerin egemenliğine girmiş, Roma imparatorluğu­nun yıkılmasıyla Doğu Roma (Bizans) hakimiyeti altında kalmıştır. 1071 Malazgirt Meydan muharebesinden sonra Selçuklu akınları karşısında Latmos Körfezi (Bafa Gölü) ve Men­deres Vadisindeki Keşişler bölgeyi terk etmişlerdi. Batı Anadolu’nun Türkleşmesi Türkle­rin buraya siyaseten hakim olmalarından daha önce başlamış, dervişler ve şeyhler Müslümanlığın yayılmasına hizmet etmişlerdir.Türkler’in Anadolu’ya ilk gelişlerinden itibaren Bizans halkı ile Türk halkı asla ne dini ne de milli herhangi bir kin duymadan birbirlerinin içlerine girmişler, çoğu ihtiyaçlarını kendilerinden olmayan tebalardan temin etmişlerdir. Şüphesiz bu sayede birbirlerinin adet ve geleneklerine alışmış bulunuyorlardı. Bu halin Türkler’i Bizans endüstrisinin birçok mamullerini kullanmaya alıştırdığı gibi, Rum ustalarını da Türk müşterilerinin hoşuna gidecek mal üretmeye teşvik etmiştir. Bu durumun tabii bir neticesi olarak sınır boylarında kurulan pazarlarda iki tarafın halkı da katılarak mallarını birbirlerine arzediyorlardı.

1243’de Kösedâğ Savaş’ında Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğollara yenilmesiyle uçlardaki boy beyleri kendilerini serbest hissederek Bizans topraklarını işgale başladılar. Kalabalık Türkmen aşiretleri Antalya, Denizli ve Kütahya’dan hareketle Muğla, Aydın, Balıkesir ve Manisa yörelerine gelip buralarda kendi başlarına birer devlet olan beylikleri kurdular. Rum halkını da idarelerine aldılar. Bu yerleri Türkmen halkın çabucak iskan et­mesi, şehir ve kasabalarında eski Selçuklu şehirli ve kasabalı gruplar tarafından doldurul­ması sayesinde tarımsal üretim artmış, eski Bizans dokumacılığının yerini daha canlı Türk

dokumacılığı almıştır. Bunu Milas için uygularsak 1330 yılında inşa edilen Hacı İlyas Camii ile mahallesi ve halıcılığı güzel bir örnektir. Bu Karacasu dokumacılığı için de geçerlidir. Türkler, Bizans topraklarını 1261’den itibaren ellerine geçirirlerken dünün Karya topraklarına Menteşe Beyliği hakim olmuş, Karacasu yöresi de bu beyliğin sınırları içinde kalmıştır. Ancak adı geçen yöre daha sonra Aydınoğulları Beyliği hakimiyeti altı­na girmiştir. Sultan 2. Murat Han Aydınoğulları ve Menteşe Beyliklerini kaldırarak bölge 1426 yılında Osmanlı Devletine bağlanmıştır.

Karacasu Ege bölgesindeki en eski Türk yerleşim yerlerinden biridir. XVI. Yüzyılda Anadolu’da Oğuz boylarına ait yer adları listesinde Eymir ve Yazır boylarına ait Aydın’ın Yenişehir kazasında aynı boy adlarına sahip iki köy vardır. Yazır köy 48 vergi nüfusuna Eymir (günümüzün Ataeymir beldesi) köyü ise 85 vergi nüfusuna sahiptir. 937/530 tarihli Muhasebe-i Anadolu defterinde Karacasu Köyü (karyesi) Yenişehir kazasına bağlı bir köy olarak geçmektedir.

Türkler burada bulunan antik “Gardio Teichos” şehrinin yerine “Yenişehir” adıyla yeni bir şehir kurmuşlardır. Yenişehir bazı tarihlerde belirtildiği üzere “ANTIOCHEIA” (Antiyos)’nin enkazı üzerinde kurulmamıştır.Çünkü Antiocheia bugün Kuyucak ilçesi, Başaran kasabası sınırları içinde kalmakta ve Karacasu’ya 20 km. uzaklıkta olması nede­niyle bu mümkün görülmemektedir. Antiocheia ören yeri üzerinde 15. yüzyıl ilk çeyreğin­den kalma Aydınoğlu Yakup Bey’in kızı Hafsa Hatun’un türbesi bulunmaktadır. Ve ören yerinin hemen doğusunda “Azizabad” köyü yer almaktadır. “Azizabad” ismi üzerinde bu güne kadar durulmamıştır. Aydınoğulları Beyliğinde soyağaçları incelendiğinde iki “Azi­ze” ismi vardır, ilki Umur Bey’in kızı “Azize Melek Hatun”, diğeri de İsa Bey’in zevcesi “Azize Hatun” ‘dur. “Abad” kelimesi ise senleştirmek, mamurlaştırmak anlamlarına gel­mektedir. “Azizabad” “Azizeabad” ‘m galatlanmış hali olabilir mi? Bu köy isminin Aydın-oğullları ile bir ilgisi var mı? Yoksa “Azizabad ” bir derbent mi idi? Bugün için bilmiyoruz.

Gordio Teichos’dan günümüze birkaç mimari parça dışında hemen hemen birşey kalmamış gibidir. Bu konuda Prof. Dr. Kuban’in görüşüne katılıyoruz. Adı geçen kent­ten elimizde kalan birkaç parçadan birisi, 20 yüzyıl kadar önce yeni bir düzenleme için toprak altında kalan Salhane köprüsünün 1787 tarihli tamir kitabesidir. Bu kitabenin sağ üst köşesinde Karyalılar’ın çok önemli sembolü olan ve en güzel örneklerini Milas “Baltalı Kapı” kilit taşında Aydın müzesindeki Kavaklı Altarmda ve Afrodisias sikkelerin­de gördüğümüz “LABRYS ” çift yüzlü balta kabartması işlidir. Bu kabartmanın yaklaşık 1800 yıl sonra sözkonusu kitabede yeniden işlenmiş olması ilginçtir. Ancak onun yanında kitabenin kendi de ilginçtir. Osmanlıca “Bin iki yüz sene bir de Bed’i Recep ayında / Hitam-i Mah-i Gufranda Olubdurur nihayeti” diye lafzen tarih düşülürken rumca olarak “1787 Aprıl 18” tarihi yazılmıştır. H. 1201 senesi recep ayının başı M. 1787 yılı 19 Nisan’ında tekabül etmektedir.

Yenişehir; mahalli rivayetlere göre ilk defa “Yalın Ayaklar” isimli bir aşiret tarafından kurulmuştur. Dokumacılık sanatının da yine bunlar tarafından getirildiği söylenmektedir. Şehir bugünkü adları ile Çarşıyaka ve Karşıyaka isimli iki büyük mahalleden meydana gelmiştir. Bu mahalleler bir vadi ile birbirinden ayrılırlar. Ancak H. 1168 tarihli taş köprü bu mahalleleri birbirine bağlar. Sözkonusu köprü yukarıda adı geçen Salhane köprüsünün bir benzeridir. Her ikisi de yuvarlak kemerli tek gözlü olup; kemerin her iki yanında birer yu­varlak boşaltma gözleri vardır. Yenişehir’den bugün elimizdeki en eski kitabe, Çarşı Cami­si Çeşmesinin H. 1000 (1591-1592) tarihli kitabesidir. Bu da Carşıyakanın daha eski ol­duğunu göstermektedir.

Yenişehir, tarihi kaynaklarda Aydın Yenişehiri olarak geçmektedir. Bu isime Hafsa Hatunun 822 (1419) evaili Ramazan tarihli Vakfiye suretinde rastlanmaktadır.

yılından sonra yazılmış (8) nolu tarihsiz Fatih Tahrir Defterinde “Yenişehir” ismi geçmekte­dir. İzmir Milli Kütüphanesinde yazma eserler arasında 9/26 Nolu Muahedeler Mec-muası’nın içinde 1236 (1820) tarihine ait Aydın Livasında bulunan memleketler arasında “Yenişehir Aydın derler Karacasu bundadır” diye zikredilmektedir.”Karacasu” adı ilk kez Karşıyakadaki “Hacı Arap Camisi”nin 1162 (1749) tarihli kitabesinde geçmektedir. Ayrıca Süleyman Rüşdi’nin atalarının “Bu ne biçim Karasu” dedikleri zaman ile Hacı Arap Caminin inşa tarihi hemen hemen aynıdır.

Yenişehir 1266 (1849-1850) tarihli Devlet Salnamesi’nde kaza merkezi olarak görülürken Karacasu ise köydür. İkisi de aynı yer olarak gösterilmektedir. Ancak 1879’da yapılan idari düzenlemede “Yenişehir” isminin yeri ve Nazilli’ye bağlı bir nahiye merkezi olarak “Karacasu” adı geçmektedir.

Karacasu H. 1313 (1895-1896)’de kaza merkezi olmuş Kaymakamlığa da ilk defa Mehmet Tevfik Efendi atanmıştır.

Osmanlı Dönemi

Karacasu, Aydınoğulları Beyliği İsa Bey’in 1390 yılında Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Beyazid’e itaatini bildirmesi üzerine 1390 yılında Osmanlılara bağlandı.

Osmanlılarda 1402-1422 yılları arasında bir fetret devri yaşanmış, bu devirde de Ay­dınoğulları tekrar sahneye çıkmışlarsa da Osmanlı Hükümdarı II. Murad tarafından 1426 yılında Osmanlı Devletine tekrar bağlandı. Karacasu toprakları böylece el an­cak durumunda önemli bir değişiklik meydana gelmemiştir. Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devri boyunca Karacasu’da bir ilerleme kaydedilmiştir.

İlçenin ilk adı Yenişehir’dir. 15. 16. 17. ve 18. yüzyıla kadar Aydın sancağına bağlı görkemli bir kaza durumundadır.

1522 yılında Rodos’un fethi İçin sefere çıkan Kanuni Sultan Süleyman 100.000 kişilik ordusu ile Aydın, Çine üzerinden Marmaris’e geçti. Rodos’u aldıktan sonra dönüşte ise

Muğla’dan Karacasu’ya gelmiş, konaklamıştır. Kanuni daha sonra Kestel boğazından Ti­re’ye oradan da Alaşehir’e geçmiştir. Karacasu’lularm misafirperverliği ve cana yakınlığı­nın anısına Kanuni’nin annesi Hafza Sultan Aydın Yenişehir’inde (KARACASU) bir med­rese açtırdığı Ahmet Gül’ün Osmanlı Medreselerinde Eğitim ve Öğretim adlı kitabında belirtilmektedir. Ancak medresenin yeri bugün belli değildir.

1530 yılındaki Tahrir defterinden Aydın sancağının 1.865.487 akçalık vakıf gelirinin % 5.27’lik kısmı olan 98.358 akçalık kısmının Yenişehir kazalarından toplandığı kayıtlardan gözlemlenmektedir.

15. yüzyıldan kalma Tahrir defterine göre, Aydın Livasına bağlı kazalar şunlardır: Tire, Birgi, Ayasulug, Güzelhisar, Yenişehir, Sultanhisar, Bozdoğan, Alaşehir, Sard, Kestel ve Arpaz,

Milli Kütüphanedeki kayıtlara göre Kavaklı Camii ve Medresesi 1217 (1802) yılında açılmıştır. H.1231 yılında 5 akçelik ücretle Ahmet Efendi müderris tayin edilmiştir.

1831’de Aydın Sancağında nüfus sayımı mevaliden Arif Beyzade Raşit Bey tarafın­dan yapılmıştır. Yenişehir’in nüfusu 6559 islam, 95 reaye olmak üzere 6654’tür.Osmanlı kayıtlarında Yenişehir ismini H. 1260 (1844-1845) yıllarına kadar rastlanmak­tadır.

Tanzimatın ilanı sırasında eyalet merkezi İzmir iken, bir süre sonra Aydın’a taşınmıştır. 1858’de Livaların Kaymakamlar yönetmeliğine ilişkin talimatnameden anlaşılacağına göre, Kaymakamlar şimdiki valilerin yetkilerini taşıyordu. Osmanlı İmparatorluğunun yönetimsel bölünüşü son olarak 1867’deki Vilayetler yasası ile değişmiş ve eski eyalet bölünüşü kal­dırılarak Vilayet, Sancak, Kaza ve nahiyelerden oluşan bir örgütlenmeye gidilmiştir. Büyük bir ihtimalle bu yıllarda Yenişehir ismi Karacasu olmuştur. 1867 ile 1895 (H.1313) yılına kadar Nazilli’ye bağlı bir nahiye durumuna gelmiştir.

H.1306 (1889) da basılan Şemsettin Sami’nin eseri olan KÂMÛSU’L-A’LÂM Cilt 1 sayfa 516’da Karacasu’yun Aydın Sancağına bağlı bir nahiye olduğunu görüyoruz. H.1303 (1885) yılında Karacasu Rüşdiyesi açılmış, toplam öğrencisi 67 olup muallim Mehmet Necati Efendi’dir.

İlçede Rüşdiye mektebinden önce bir adet iptidai mektebi ve 6 adet medrese bulun­maktaydı. 1314 yılındaki Vilayet Salnamesine göre bir adette Rum mektebi vardı. Bu mek-teblerin maddi ve manevi destekleri kazada kurulu olan Maarif Komisyonları tarafından yapılmaktaydı. 28 Temmuz 6 Ağustos 1834 tarihinde Osmanlı ordusunun muazzaf bir­liklerine, ihtiyaç halinde kaynak olması için yeni terhis edilmiş askerlerden faydalanma yoluna gidilerek devlete mali bakımdan fazla yükyüklemeyecek Redif Teşkilatı kurulmuştur.

Dörder bölükten meydana gelen redif taburlarında nefer sayısı 1200’dür. Rediflik süresi 8 yıldır. Redif Teşkilatına kumanda edecek subaylar, muvazzaf ordu subaylarıyla aynı niteliklere sahipti. Rediflerin bulundukları yerleşim bölgelerinde sulh zamanlarında asker­lik şubelerinde vazifelendirilirdi. H.1311 yılına ait Vilayet Salnamesindeki kayıtlara göre Karacasu nahiyesindeki 48. alayın 2. Karacasu redif taburuna rastlanmaktadır. Redif ta­buru göreve çağrıldığında 1200’den fazla kişinin sevkiyatı yapılıyordu. Sevkiyat sırasında ilçede çok hareketlilik gözlenirmiş, davullar, zurnalar çalmırmış, asker türküleri söylenirmiş, ilçenin dört bir yanından askerler gelirmiş. Karacasu Redif Taburu II. Abdülhamit tarafın­dan Selanik ve Manastır’daki rejim karşıtlarını ortadan kaldırmak için silah altına alınmış, İzmir’e oradan da Selanik’e sevkiyat yapılmıştır. Aynı redif taburunun Yemen’de Mısır’da görev aldığı yaşlılarca anlatılmaktadır.

II. Mahmut yönetiminde gerçekleşen yeniliklerden biri de ülke yönetimine muhtarlık kurumunun getirilmiş olmasıdır. O ana kadar Osmanlı İmparatorluğunda köylerde “Kethüda”, ihtiyar ve genellikle “Muhtar” adıyla anılan kişiler görev yaparken, kentlerde bu görev

İmamlara yuktenmişti. 1829yrtında kentin mahallelerinde güvenliğin sağlanması ve nüfu­sun denetim altına alınması gibi nedenlerle Muhtarlık örgütü oluşturulmuştu. Denenmiş iyi huylu ve becerikli oldukları anlaşılmış mahalle halkından 2 kişinin oy birliği ile Muhtar seçilmesi yoluna gidilmiştir. Bu seçilen muhtardan birisine “Muhtar-i evvel” denirken, 20 haneden büyük köyler “Muhtar-i Sani” seçilirdi. Osmanlının son dönemine ait Muhtarlık mühürleri de Afrodisias Müzesinde bulunmaktadır.Karacasu yine Vilayet Salnamelerine göre H.1313 (1895) yılında Aydın Sancağına bağlı kaza durumuna tekrar gelmiştir.

Elimizdeki Osmanlı dönemine ait H.1260-1261 (1844-1846) yılı Cuma Mahallesi’ne ait Temettuat Defteri’ni ve Vilayet Salnamelerinin bazılarını sunuyoruz. Tercümelerindeki hatalardan dolayı özür diliyoruz. Milli kütüphanedeki çalışmalarda aşağı yukarı tesbit edil­di. Önümüzdeki yıllarda tespit ettiğimiz çalışmalar yayınlanacaktır.